FATİH SULTAN MEHMET DÖNEMİ

İSTANBUL'UN FETHİNİN 551. YIL DÖNÜMÜ ANISINA

 

KONULAR

Fatih'in Tahta Geçişi

İstanbul'un Fethi

İstanbul İçin Şiirler


İstanbul İçin Efsaneler


Fatih'in Batı Politikaları


Fatih'in Doðu Politikaları


Denizlerde Fetihler


Fatih'in Şahsiyeti


Resimler

 

HAKKINDA

Görüþ ve Önerileriniz

Site Hakkında

 

 

 

 

 

 

 

İSTANBUL'UN FETHİ

Beş yüzüncü yıldönümü için:

I

Gün batmada İstanbul'un üstünde Haliçten,
Bir renge bürünmüş yanıyor Marmara içten.
Durgunlaşıp engin, silinirken kırışıklar,
Oklar gibi fışkırmada her yandan ışıklar...
Bir pembe bulut bağrı delinmiş kanamakta,
Yorgun uyuyan tekneler altında uzakta.
Altındır ufuk çizgisi, altındır akisler,
Altın tozlu hainde iner her yana sisler...
Durgun sular üstünde kesik vakvaklarla,
Uçmakta gümüş martılar, altın gagalarla.
Gök şimdi yeşil, şimdi kızıl, şimdi turuncu,
Camilerin andırmada mermerleri tuncu
Kandır dağılan şimdi günün battığı yerden,
Kandır sızan etrafa alev pencerelerden.
Kandır görünen Fatihin altın aleminde,
Fethin yine İstanbul o en kanlı deminde:

II

Mevsim mayısın sonları, yaz başlamış artık,
Gittikçe açılmakta, dağılmakta karanlık.
Her şey hareketsiz, ağaran tan yeri sessiz,
Kalmış gibi şehrin sarılan bağrı nefessiz...
Bir korkulu rüyayı yataklarda sayıklar,
Dalgın uyuyanlar beraber uyanırlar...
Bir saltanatın son gününün korkusudur bu!
" - Türkler hareketsiz duruyor, bir pusudur bu!"
Kostantin ümitsiz, saray erkanı telaşta
Surlarda Bizans askeri, Jüstinyani başta!
Çarpmakta bugün bir yeni korkuyla yürekler,
Zagnos Pasa bir yanda hücum emrini bekler.
TURHAN Bey uzaklarda yakıp yıkmada hâlâ!
Bir yandan o Beylerbeyi korkunç Karaca'yla,
Türk ordusu İstanbul'u sarmış çepeçevre,
Dünya girecektir bu sabah bir yeni devre!

III

Birdenbire gök kubbe dolar velvelelerle,
Atlar koşar ön safta kabarmış yelelerle!
Tozlarla, dumanlarla karışmakta ateş, kan...,
Yer tutuşur toprağın altındaki volkan!
Mızraklar uçar, oklar uçar, taslar uçarken,
Burçlar yıkılırken, kesilen başlar uçarken,
Etrafa saçılmakta cehennemden alevler,
Tunç topların ağzıyla homurdanmada devler...
Her hamleyi bir hamle kucaklar yeni baştan,
Jüstinyani bir sedyede kaçmakta savaştan!
Bir burca zafer sancağı dikmiş Ulubatlı...
İlk hızla girer Topkapı'dan yirmi bin atlı!
"Türkler geliyor!" çığlığı aksetmede dağ,
Bir çağ kapanır böylece, başlar yeni bir çağ
Rum Kayseri'nin kellesi bir mızrak ucunda,
Ş arkın eşi yok incisi Türkün avucunda!

IV

Ey Kayser, öğünsen yeridir kanlı başınla,
Tarihe adın geçti o erkek savaşınla!
Ey Fatih, iraden gibi kuvvetli bir elde,
Dünyanın asırlar boyu göz koyduğu belde!
Ey ünlü kumandan paşalar, tuğlu vezirler,
Ey tul gali erler, ağalar, beyler, emirler...
Haşmetli zafer menkıbeniz geçti şafaktan,
Gördüm, düşünürken sizi beş yüz yıl uzaktan!
Ey mutlu ışık beldesi, nurunla yıkansın,
Her türlü hıyanet dolu tarihi Bizinsin!
Artık savaşın hüsnüne hayranlık içindir,
Artık zaferin şiir için, insanlık içindir.
Sihrinle, füsununla, gururunla, nazınla,
Altın Halicin, Marmara, asık Boğazınla,
Endamını sarmakta ipek tüllü karanlık,
Türkün güzel İstanbul'u mesut uyu artık!

Orhan Seyfi ORHON

İSTANBUL'U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar gediyor, derken;
Yükseklerden, sürü, çığlık
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı çarşı
Cıvıl cıvıl Mahmut paşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudaklarýn ýslak mi, deðil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Orhan Veli KANIK

 

 

 

İSTANBUL'UN FETHİNİ GÖREN ÜSKÜDAR

Üsküdar bir ulu rüyâyı görenler şehri,
Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri,

Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü.

Elli üç gün ne mehâbetli temâsa idi o.
Sanki halkın uyanık gördüğü rüyâ idi o.

Simdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatıradan
Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan,

Canlanır levhâsı hâlâ beşer ettikçe hayâl
O zaman ortada, her saniye gerçek bir hâl.

Gürlemiş Topkapı'dan bir yeni şiddetle daha.
Şanlý namıyla "büyük top" denilen ejderha.

Sarf edilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece.
Karadan sevk edilen yüz gemi geçmiş Haliç'e

Son günün cengi olurken, ne şafakmış o şafak.
Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak,

Görmüş İstanbul'a yüz bin meleğin uçtuğunu,
Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu.

Yahya Kemal BEYATLI

İSTANBUL'A KAR YAÐIYOR

Yetmiş dokuzun kışıydı
sertti soðuktu
İstanbula kar yaðýyordu
kömür yanıyordu sobalarda
geceleri polisler, bekçiler oluyordu
biz de otuyorduk
ölümüne üşüyorduk ha,
yalan yok, polisler de üşüyordu.

on altı yaşındaydım
her şeyi bükecek bileğim vardı
on altı yaşındaydım
aslan gibi ortadaydım
gündüzleri, okulda coğrafya defterimin arkasına
senin için şiirler
geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
kahrolsun yazacak kadar adamdım
on altı yaşındaydım
ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
ne de birileri kahroluyordu
mahalle duvarlarýna çiziktirdiğim harflerimden
on altı yaşındaydım
yalan yok

ben yazmaya böyle başladım
coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
duvarlarına yüreğimi bıraktığım o evler, birer birer yıkıldığı gitti

şimdi güzel kağıtlara yazıyorum
kocaman laflar ediyorum
marşlar biliyorum
kitaplar okuyorum
koşarak ve ıslanmadan geçiyorum sulardan
koşarak ve ıslanmadan yaşıyorum bak

İstanbul'u seviyordum
seni seviyordum
dualar öğreniyordum
meydanlarda toplanıp bağırıyordum
herkes gibiydim
herkes kadar cesur
herkes kadar korkak herkes kadar delikanlı
ve herkes kadar buralı

yetmiş dokuzun kışıydı
sertti soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu
ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuþurken
Halicin arkasında toplanıyorduk
gece adamı içine çekiyordu
biz geceyi içimize çekiyorduk
en güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
herkes beni seviyordu
en güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
coğrafya defterimin arkasına
bunu kimse bilmiyordu

sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
ve hızla kaçıyordum
sizin evin duvarına birkez olsun
seni seviyorum diye yazamadım
o zaman duvarlara öyle şeyler yazýlmýyordu
dedim ya
yetmiş dokuzun kışıydı
sertti soðuktu
İstanbula kar yağıyordu

İbrahim SADRİ

İSTANBUL IŞIK IŞIK

İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
kah bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık
kah ustura gibi deli bir poyraz
bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbul'un
bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz

İstanbul bulut bulut sevdiğim
kimi beyaz mi beyaz
ince, tül gibi
kimi katran misali kara
bulutları da insanlarına benzer İstanbul'un
inanma sevdiğim, inanma bulutlara

İstanbul yağmur yağmur sevdiğim
kah ince ince
kah bardaktan boşanırcasına
hele bir yağmur yağmaya görsün
ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
ve yaşanırcasına ölünür

İstanbul deniz deniz sevdiğim
bir çakır mavi
bir camgöbeği tuzlu su
üstünde irili ufaklı tekneler
kayıklar, yelkenliler, mavnalar
kalleştir denizleri İstanbul'un sevdiğim
İstanbul kadar

İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
içtikçe içesi gelir insanın
sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
seninle dolaşır, seninle gezer

Ümit Yaşar OĞUZCAN